HolA aquí aNdOO YoPP NuEvAmEnTeEEe dEzeAnDoTe un zUpEr fElIz fiN D zEmAnAaAa y PzZ q te dIvIerTaZ A lO GRaNDeEe okIZzz Y q la pAzEz ZHeVeReE eZToD DiAzZzz Te Me kUIdAz okIzZZ BYe bYE
“Çalınan her kapı hemen açılsaydı, ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı. Bir kelebek avcısı bile çalıların yırttığı ayaklarla koşmak zorundaysa, hayatın anlamını eliyle koymuş gibi bulmak kimin harcı” Telefonuma mesaj olarak gelen yukarıdaki cümleyi kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, hangi makamda söylemiş bilmiyorum ama yaşadığım “an”a uygundu, adeta uykumdan uyandırdı… Açıkçası kimin gönderdiğini de bilmiyorum, bildiğim hayatın anlamına dair söylenmiş çok bilgece bir söz olduğu… Güzel söz, gerçeğin gerdanlığı gibi asılı durdu şuurumda… Şükür edebilmek başarısızlıklarından, onlardan ciddî dersler çıkartmayı gerektiriyor… Sıradanlıktan sıyrılmak, farklı düşünebilmek, bayağı bakışları bırakıp kimsenin görmediğini görebilmek; arayış ve gayretlerini bıkmadan sürdürebilenlerin harcı olmalı… Bulmak gibi derdi olmayanların maddesel anlamda çok şeyleri olsa da hiçbir şeyleri yoktur gerçekte… Oyunlarla oynaşmakla kendilerini avutur ve kandırırlar sadece, sadeliğin gücünden ve güzelliğinden habersiz…
Her şeyden haberdar olmak isterken kendilerinden habersizler, hayatın hayrını yakalamayı, kelebek kanatlarla yıldızlara çıkmayı bilebilirler mi? Dert dikenlerinden dersler çıkarmayı bilmeyenler, kapı kapı dolaşıp gerçeği aramayı kendine dert edinmeyenler, hangi hayat standardında, nerede yaşıyor olsalar da boşluğun derin dibinde dipdiri uyuyorlardır…
Uyumakla büyümez hayatın hakikati, hakikatin hayatı… Aramak, aramak, bir daha aramak, bulduğunla yetinmeyerek daha fazlasını istemekle gelir, gerçeğin gerçeği…
Çöllerde yalnızlıkta yanmaya, kutuplarda üşümeye üşenmemeyi düşünenlerin ayağına gelir gerçek ve çat kapı çalar “ben geldim”. Her kapıyı çalmak ve sonrasında kendi kapısını açık yüreklilikle açabilenlere şans diye gelir, gerçek…
Kapılar açılmıyorsa daha çalacak çok kapı, sabır merdivenlerinden çıkılacak çok basamak, ümidin renklerinden devşirilecek çok ışık vardır… Varlığın hayat sırrını yakalamak çok kolay olsaydı, bunca arayış sürüp gider miydi böyle?
Bir o kadar da kolaydır onu yakalamak, kelebeği yakalamak için çalılarda yırtılmayı göze almak kadar kolay… Kozadan kelebeğe giden yol izlendiğinde çok daha kolay olacaktır, yıldızlara kanatlanmak…
Kapılar açılmak içindir, açılmayacak olsaydı duvar olurdu; duvar dibinde uyuya duranlar ne hayattan haberdardır, ne de hayatın gerçeğinden. Kapıları ümit ve sabırla aşındıranlara bir gün “gerçek” açılacaktır, bunda olmasa da diğerinde…
Vaktinde sevmeli insan Ne geç kalmali ne de erken davranmali Hiçbir mutluluk sebepsiz olmamali Yasanan her ani hatirlandiginda ayri bir anlam tasimali
Eller ürkek olmamali, duygular utanmamali Düsünmeli ve insan o ani yasamali, yasatmali Ask dedigin vakitlice olmali sevgili anlamali Ne geç kalmali ne de erken davranmali
Çilginca yasanmali asklar, hatta hesapsiz sevmeli insan Sevgi o kadar degerli olmali ki, Seni bedeninden çalip; Ruhunu insafsizca soguk bir kis sabahi bir kadina satmali, kadin onu haketmeli Ask pervasiz yasanmali Ask çilgin ve tutarsiz olmali
Bir kadinin yaninda için kipir kipirken dilin susmamali Onu çok seviyorsan bu kelimelerle dile gelmeli, dudaklarla anlatilmali Askta insan utanmamali, en gizli duygular anlatilabilmeli, yasanmali En çilgin geceler ask varsa yasanmali, ASKTA INSAN YÜREKLI OLMALI
esinti diyor ki: 24.Eki.2008 02:49 İyi kalpli, yalnız bir kadın, bir gün bir koza bulur. Kozanın içinde küçük bir tırtıl vardır. Kadın çok sever bu tırtılı, onunla tüm yalnızlığını, tüm sevgisini paylaşır.
Gel zaman git zaman tırtıl büyür, güzel bir kelebek olur. Kadın, kelebeğine hayran, bırakamaz bir türlü...
Aslında kelebeğin aklında dağlar, kırlar, çiçekler vardır da; kıyamaz bir türlü kadına ve sevgisine, yalnız bırakamaz onu. Üç günlük ömrünü sevildiği ve sevdiği yerde geçirmeye hazırdır. Ama kadın bilir ki; "Sevmek bazen vazgeçmeyi de bilmektir"...
Kelebeğine son kez bakar ve onu salıverir özgürlüğüne, kırlarına, çiçeklerine doğru. Kelebek mutlu olmasına mutlu olur ama hiç bir meltem, hiç bir çiçek yaprağı kadının avucunun sıcaklığını andırmaz. Aklında kadın, o çiçek senin bu çiçek benim dolaşır saatlerce. Kadın bir kelebeğe sevdalı, bakıp durur boşluğuna. Kelebekse hâlâ konacak sıcak bir avuç aramakta...
Böylece kelebek şunu anlar: Bazen ait olduğumuz yer orasıdır; sıcak bir avuçtur, biliriz ama o yerin bize ait olma ihtimali bir hiçtir... Böylece kadın şunu anlar: Hiç bir sevdayı yalnızca sevgiyle yaşatamazsınız..
O günden sonra kelebek, kadına duyduğu özlemi gömecek bir dağ aramaya başlar